Tek “sonsuz” aşk…

Yaz tatilimiz önce Saros Körfezi’nde başladı…

Annemle babamın yazlığında.

Sonra, babalarıyla doya doya tatil yapsınlar diye Mina ve Poyraz’ı Bodrum’a getirdim.

Doğal olarak aklımın yarısı, dedesiyle, anneannesiyle, arkadaşlarıyla birlikte Saros’da tatiline devam eden büyük oğlum Engin Deniz’de kaldı.

O artık on iki yaşında.

Bütün gün denize giriyor, bisiklete biniyor, doyasıya eğleniyor…

Kendi cep telefonu var şimdi, günde dört beş kez konuşuyoruz…

Bana bir şeyler ısmarlıyor, ya da birlikte tatil yaptığı anneannesini, dedesini çekiştiriyor…

Kardeşlerinin hatırını soruyor…

Ben konuşmayı fazla uzatırsam “şimdi işim var, sonra yine konuşuruz” deyip telefonu kapatıyor…

Her işini kendi yapan, kendi sosyal çevresi olan, arada bir eşofman ya da tişörtlerini aşırıp giyebildiğim koca bir adam oldu…

Ama sanki hala benim küçük bebeğim…

İki yaşındaki Mina ve Poyraz’a olan duygularımdan hiç farklı değil ona hissettiğim…

Ve herhalde hiç değişmeyecek.

Kaç yaşına gelirlerse gelsinler, çocuklarıma karşı hislerimin fazla değişmeyeceğini anlıyorum…

Ve bunları düşündüğümde, kendi annemi de daha iyi anladığımı farkediyorum.

Hani, annelerimizin bizim için kaygılanmasından sıkılırız, özel hayatımız hakkında çok fazla soru sormasına bozuluruz, aramıza biraz mesafe koymak isteriz ya çoğu zaman…

“Kendi kararlarımı kendim veririm” diye tavır alırız…

“Kendim için iyi olanı ben bilirim” diye ahkam keseriz…

Sonra da gözyaşları içinde “kendimi çok kötü hissediyorum, gel çocuğa bak, bana yardım et” diye telefona sarılırız…

Hep çekişmeli geçen bir ilişkimiz, ama kopması asla mümkün olmayan bir bağ vardır aramızda.

Dünya yıkılsa, biliriz ki annemiz bizim için hep oradadır.

İçten içe en çok ona güveniriz.

Gücümüzü ondan alırız.

Hasta olsak illa ki bize bakacağını, başımız sıkıştığı anda iki eli kanda olsa yardımımıza koşacağını biliriz.

Onun için bizden daha kıymetli hiçbir varlığın olmadığını, olamayacağını biliriz.

Bunu iliklerimizde hissederiz…

Varoluşumuzun ilk anından itibaren.

Annelik, tarifi olmayan bir dürtü…

İşte bu yüzden, bütün annelere uzun, çok uzun ömürler diliyorum.

Mümkün olduğunca sağ, salim, yanımızda olsunlar…

Onlara olan ihtiyacımız ve onların bize olan düşkünlüğü hiç bitmiyor çünkü…

Sonsuzluğun tanımı bu olsa gerek.

Reklamlar
Bu yazı Deniz Ugur içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to Tek “sonsuz” aşk…

  1. ezgi dedi ki:

    evet Anneler çok farklıdır

  2. cnm ya yazın harıka

  3. denız yorumları oku lutfen twittende takıp edıyorum lutfen takıp et yazılarındanda severek okuyorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s