On iki saat…

Sınavları kazanıp konservatuvarın tiyatro bölümüne girdiğimde on sekiz yaşındaydım. Henüz birinci sınıf öğrencisiyken başladım televizyon dizilerinde rol almaya. Türkiye’de özel televizyon kanalları açılmamıştı bile. Sadece Star TV vardı (O zamanki adıyla “Star 1”) , bir de devlet kanalı TRT… Demek ki yirmi yıldır bu sektörde çalışıyorum. Reji asistanlığı, senaryo yazarlığı, oyunculuk… Bu az buz bir tecrübe değil.

İçinde bulunduğum projelerden kimileri çok başarılı oldu, kimileri birkaç bölüm yayınlanıp kaldırıldı. Seyirci, aradan uzun yıllar geçmesine rağmen rol aldığım yapımlardan bazılarını hiç unutmadı, bazılarından haberdar bile olmadı. Kariyerim boyunca büyük – küçük bir çok yapım şirketiyle sözleşme imzaladım, yayın kuruluşlarının kendine özgü yayın politikalarına, zaman içinde çıkarılan yeni yasalara göre değişkenlik gösteren, birbirinden çok farklı koşullarda çalıştım. Bazen çok iyi para kazandım, bazen işsiz kaldım, hatta bazen “dolandırıldım”…

Geçilebilecek bütün dönemeçlerden geçtim. İnişler, çıkışlar, parlamalar, sönmeler, ekonomik krizler, sonra yeniden canlanmalar… Hepsini gördüm, yaşadım.

En son, Med Yapım’la sözleşme imzalayıp “Adını Feriha Koydum”da rol almaya başladığımda, her yeni projede olduğu gibi heyecanlıydım. (İşini severek yapıyorsan o heyecan hiç kaybolmuyor zaten. Ertesi gün setin ilk günüyse, o gece yatakta dönüp duruyorsun, için kıpır kıpır oluyor, gözüne uyku girmiyor…) Ama, bu işte daha önce deneyimlemediğim yeni bir şeyle karşılaşacağımı düşünmüyordum açıkçası.

Yine sette sabahlanacaktı…

Bazı günler on sekiz, yirmi dört, yirmi altı saat aralıksız çalışılacaktı…

Bir süre sonra uykusuzluk ve yorgunluktan konsantrasyon bozuklukları başlayacak, set kazaları olacaktı…

Yine aynı sebepten, insanların bağışıklık sistemi çökecekti, ekipte hastalıklar başgösterecekti…

Ve yine aynı sebepten, insanlar evlerini unutacak, aileleriyle zaman geçiremeyecek, çocuklarını göremeyecek, moralleri düşecek, sinirleri bozulacak, gözleri kızarmış, yüzleri beyaza kesmiş, ortalıkta dolaşacak, sette sürekli tuhaf, gergin ve mutsuz bir hava esecekti…

“Yurt dışında bizim gibi çalışan yok, adamların sendikaları haklarını koruyor, bizse sağlığımızı kaybediyoruz” yakınmaları bazen homurdanma biçiminde duyulacaktı, geri kalan zamanlarda da sessizce kafaların içinde yankılanacaktı…

Ajanslar veya menajerler, belirli sözleşme maddeleriyle kendi oyuncularını bir nevi koruma altına alırdı. Ama ekip için aynı koşullar geçerli olmazdı ve alışkın olduğum, sette bunları görmekti…

“Böyle gelmiş, böyle gider” diyorduk hep…

Kanıksamıştık…

Ama bu sezon, “kariyerimin yirminci yılında” ilk kez yeni bir uygulamaya tanık oldum.

Yeni sezon çekimlerine bir hafta önce başladık…

Diğer dizi projelerinde bu yapılıyor mu bilmiyorum ama…

Bizde, sabah ekip sete geldiğinde saate bakılıyor…

Ve on iki saat sonra yönetmen “paydos” diyor…

O gün çekilmesi planlanan sahneler tamamlanmış olsa da, olmasa da.

Programın gerisinde kalabiliriz, çekim yaptığımız bir mekana sonraki bir başka gün tekrar girmek zorunda kalabiliriz ve bu da yapımcının ekstra para harcaması demektir…

Ama yapımcı, on iki saat uygulamasını sonuna kadar destekliyor, hatta bunu “şart” koşuyor.

Ekip, her zamankinden daha tamperemanlı çalışıyor, işin kalitesi yükseliyor.

Aslında bu sistemin istikrarlı işleyebilmesi için öncelikle dizilerin bölüm dakikalarının kısalması gerekiyor…

Sanıyorum kısalacak da.

Ama bizimkiler bunu beklemeden öncülük etti, bir adım attı “insanlar insani şartlarda çalışsın” diye.

Birşeylerin değiştiğini, iyileştiğini görmekten çok mutluyum.

“Sektördeki tek sorun bunlar değil, şu da eksik, bu da yanlış” vs… diyenleri de anlıyorum, ama eleştirileri sıralamaya başlamadan önce, atılmış olumlu bir adımı takdir etmeyi bilmek gerekiyor kanımca.

Biliyorsunuz, okullarda çocukların başarılı olması için “cezalandırma” değil, “ödüllendirme” yöntemi uygulanıyor artık…

Mesela, öğrenci ödevini yapmadan sınıfa geldiğinde öğretmeni onun bu hatasını herkesin gözüne sokup gün boyunca çocuğun başına kakmıyor, teneffüse çıkmama cezası verip hayatını karartmıyor. Bunun yerine, ödevini düzgün bir şekilde yapıp getirdiğinde bunu bir fırsat olarak değerlendirip, öğrencinin bu davranışını bütün sınıfa övgüyle anons ediyor, defterine yıldızlı bir etiket yapıştırıp o gün on dakika daha fazla top oynamasına izin veriyor…

Bilim insanları, bu yöntemin öğrencilerin başarı çıtasını yükselttiğini bulmuşlar.

Bilmem anlatabildim mi..?

Reklamlar
Bu yazı Deniz Ugur içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to On iki saat…

  1. Rüya Türkkahramanı dedi ki:

    Sizin ve ekipte yürekten çalışan emekçilerin gözü aydın olsun. Reytingleriniz ve alkışınız sizi daha da yüreklendirsin…
    Bir kaç yıldır TV da izlenecek, eğitici, öğretici bir program, dizi maalesef yaşayamıyor. Bu koşuşturmalı hayatta TV aslında bir nevi stres atıcı görev üstlenmişken, ben kendi adıma bir program seçtiğimde kendimden bir parça bulmak istiyorum. Reyting uğruna programlar rayından çıkıyor. Saatlerce TV karşısında oturmanı istiyor. Kimsenin o kadar vakti olamaz ki. Rahmetli babannem 85 yaşındayken artık hareket edemediği için TV karşısında vakit geçirirdi, o bile bütün programlara yetişemez, kendince özellerini seçmeye çalışırdı. Hal böyle olunca onca saatlik diziler yayına başlıyor, 4-5 bölüm sonra tutmadı hoop kaldırılıyor. Onun yerine yeni bir emek başlıyor, oda 8-9 bölüm sonra hoop kaldırılıyor… Bu bitmeyen senfoni şeklinde devam ediyor…Reyting canavarını gören var mı bilmiyorum -en azından benim yakın çevremde kimse görmemiş- kanal yöneticilerin nerelerinden uydurduğunu bir anlayabilmeyi umud ediyorum.. Toplumun eğitici, öğretici, sevgi-saygı yüklü, paylaşımcı programlara ihtiyacı var. Kanal yöneticileri oturdukları yerden bunu göremiyorlar, kalpleri ve gözleri kapanmış… Umarım en yakın zamanda açılır…
    Darısı diğer emekçilerin başına gelsin….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s