Sonunda adını koydum…

Birkaç aydır kendimde bir tuhaf haller gözlemliyorum…

Önce itiraf edemedim kendime…

“Bu bir süreçtir, geçer” dedim…

Sonra baktım ki geçmiyor, mecburen itiraf ettim…

Aynadaki kadınla birlikte oturup düşündük, yeni ruh halimizin adını koyduk:

Yabancılaşma.

“Düşünceli görünüyorsunuz, bir sorun mu var?”

“Bu aralar sende bir durgunluk var şekerim, ne oluyor?”

“Ne düşünüyorsun?”

Hemen her gün, sevdiklerim buna benzer sorular soruyor bana…

Hiçbir sorunum yok oysa…

Düşünceler içinde boğulmuş filan da değilim…

Öyle, boş boş bakıyorum yüzlerine…

“Hiç” diyorum…

Anlamıyorlar…

Bir şeyler sakladığımı düşünüyorlar…

Halbuki içim dışım birdir benim…

“Hiç” diyorsam, gerçekten hiçtir.

Bunu anlatamıyorum, anlatmaya çalışsam da kimseyi inandıramıyorum…

Oysa hayatımdan çok memnunum…

İçindeki bütün yorgunluklardan…

Ağrılar ve sızılardan…

Sorumluluklardan…

“Ben” olmaktan…

Hepsinden memnunum.

Hiçkimseyle hiçbir alıp veremediğim yok.

Çözemediğim, kafama taktığım bir şey yok.

“Yabancılaşma”yı nasıl tarif edebilirim, bilmiyorum.

Bu biraz korkutucu bir şey aslında…

Galiba, insanların egolarını “görmeye” başladım ben…

Somut anlamda yani.

Hani filmlerde olur ya, etrafta dolaşan hayaletler vardır, onları kimse görmüyordur, ama biri görüyordur…

Aynı bunun gibi.

İnsanlar ruhlarıyla değil egolarıyla konuştukları zaman bunu ayırdedebiliyorum.

Sanki bedenden sıyrılmış, elle tutulur, gözle görülür bir varlık gibi beliriveriyor karşımdakinin egosu…

Hırslarından, tutkularından, öfkelerinden bahsediyor…

Ve içinden çıkan o tuhaf varlığı gördükten sonra, karşımdakinin ne yaptığı veya ne söylediği bana hiçbir şey ifade etmiyor.

Sanki bir fanusun içindeyim…

Sanki insanların gözü kapalı…

Ben onların egolarını adeta canlanıp vücut bulmuş gibi karşımda görüyorum…

Onlar bunu farketmiyor.

Çelişkiye bak:

Hayat bir “projeler bütünü” değil mi?

Hırslarının seni sürüklediği “mutsuzluk” içindeyken kendini hayatta başarılı sayabilir misin?

Başarılı sayılmak için güzel geçen tatiller, kopmayan dostluklar, iyi devam eden ilişkiler ve istikrar (sahip olduğun maddi manevi değerleri korumak, onlara sahip olmaya devam etmek) gerekmez mi?

Zaman, bütün zaferlerden daha güçlü değil mi?

Arkanızdan şunun söylenmesini ister miydiniz?..

“Tarihe geçti, ama mutsuz yaşadı.”

Bence bu büyük bir başarısızlık sayılır…

Hatta büyük bir yenilgi.

Dediğim gibi…

İnsanların egoları hayalet gibi çevremde dolaşıyor…

Ne istediklerini bilmiyor da, biliyor gibiler…

Bir nevi başarı istiyorlar…

Bir tür zafer kazanma peşindeler…

Bir çeşit mutsuzluk, tatminsizlik içindeler…

Ve bunların hepsi benim gözümde saçmasapan şeyler.

İnsanları sevmekten, olduğu gibi kabullenmekten vazgeçmedim ama…

Ruh halim konusunda samimiyetsizlik edemem…

Ve sonunda adını koyabildiğim için huzurluyum…

İşte “yabancılaşma” böyle bir şey.

Reklamlar
Bu yazı Deniz Ugur içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s